|
|
Biyoloji dersi flash animasyonlu anlatımı
Animasyonlu Biyoloji Dersi Konu Anlatımları
Sesi açmayı unutmayın!
| 1. Hücre Bitki ve hayvan hücrelerinde bulunan aynı türdeki yapıların isimlerini ve görevlerini öğrenin.
Farklı hücrelerin, özel görevlerini gerçekleştirmek için nasıl adapte olduklarını öğrenin.
Farklı organların bir sistem içerisinde, farklı sistemlerin de insan vücudu içerisinde nasıl birlikte çalıştıklarını öğrenin.
Bir mikroskobun doğru şekilde nasıl kullanılacağını öğrenin.
Enzimlerin özelliklerini ve sindirim sırasında faaliyet gösteren bazı enzimlerin çalışmasını öğrenin.
Dişi üreme sisteminin yapı ve görevlerini öğrenin.
Erkek üreme sisteminin yapı ve görevlerini öğrenin.
Oksijenli solunumun hücrelerde gerçekleşen ve glikozdan enerji açığa çıkartan kimyasal bir tepkime olduğunu ve bu tepkimeyi ifade eden kimyasal denklemi öğrenin.
Nefes almanın, havadaki oksijenin alınması ve kana geçmesi, kandaki karbon dioksitin vücut dışına atılması işlemi olduğunu öğrenin.
Soluk alıp vermenin nasıl gerçekleştiğini öğrenin.
Sigara içmenin, solunum sistemine nasıl zarar verdiğini öğrenin.
Farklı tiplerdeki kan damarlarının isimlerini ve kılcal damarlarda kan ile hücreler arasında gerçekleşen madde değişimini öğrenin.
Kalbin temel yapısını öğrenin.
Kanın bileşenlerini ve plazma içerisinde çözünmüş olarak taşınan maddeleri öğrenin.
Hastalıklara sebep olabilecek farklı tiplerdeki mikropları tanıyın.
Bitkilerin fotosentez yolu ile besin ürettiklerini ve bu işlemi ifade eden denklemi öğrenin.
Fotosentez ile üretilen glikozun tekrar vücutta yakılabileceğini veya farklı maddeler ile birleşerek yeni maddelerin oluşumunda görev alabileceğini öğrenin.
Farklı habitatları ve canlıların yaşadıkları habitata uyum sağladıklarını öğrenin.
Kaynak: MEB |
7/4/2007 | Kategori:Biyoloji | (0) | Baglanti
Biyoloji nedir
Biyoloji veya Canlı bilimi, canlıları inceleyen bir bilim dalıdır. Biyologlar,tüm canlıları - tüm gezegeni kaplayan küresel boyuttan, hücre ve molekülleri kapsayan mikroskobik boyuta kadar - onları etkileyen önemli dinamik olaylarla birlikte incelerler.Birçok süreci bünyesinde barındıran hayati süreçlerden bazıları; enerji ve maddenin işlenmesi, vücudu oluşturan maddelerin sentezlenmesi, yaraların iyileşmesi ve tüm organizmanın çoğalmasıdır.
Hayatın gizemleri, tarihteki tüm insanları etkilediğinden; insanın fiziksel yapısı, bitkiler ve hayvanlar hakkındaki araştırmalar tüm toplumların tarihlerinde yer bulur. Bu kadar ilginin bir kısmı, insanların hayata hükmetme ve doğal kaynakları kullanma isteğinden gelmektedir. Soruların peşinden koşmak, insanlara, organizmaların yapıları hakkında bilgi kazandırdı ve de yaşam standartları, zamanla yükseldi. İlginin bir diğer kısmı ise, doğayı kontrol etme isteğinden çok, onu anlama isteğinden gelmektedir. Bu araştırmaların ilerletilmesi, bizim dünya hakkındaki düşüncelerimizi değiştirmiştir.
Biyolojinin; botanik, zooloji ve tıp gibi birçok dalı eskidir. Ancak, bunları tek bir kategori altında toplayan "biyoloji", ancak 19. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Bu bilmin gelişmesiyle, bilimadamları, bütün yaşayan varlıkların, ortak bazı özellikler taşıdıklarını anlamışlardır. Bu nedenle de varlıkların bir bütün içersinde incelenmesinin yararlarını kavramışlardır. Biyoloji, günümüzde, en önemli bilim dallarından biridir: Tüm dünyadaki biyoloji ve tıp dergilerde, yıllık bir milyon makaleden fazla yayımlanmaktadır. [1] Aynı zamanda, biyoloji, tüm dünyadaki okullarda öğretilen ana derslerden biridir.
Biyoloji, bu kadar fazla konuyu kendi kapsamı altında topladığı için birçok dallara bölünmüştür. Organizma türüne göre bu bilimdalını bölen yöntem; bitkileri inceleyen botanik, hayvanları inceleyen zooloji ve son olarak da mikroorganizmaları inceleyen mikrobiyolojiyi ana dallar olarak alır. Bazı bölme yöntemleri ise, incelenen organizmaların derecesine göre bu ayrımı yapmaktadır: Bu sistem; hayatın temel kimyasını inceleyen moleküler biyolojiyi, hayatın temel yapı taşları olan hücreleri inceleyen hücre biyolojisini, organizmaların iç organlarını inceleyen fizyolojiyi ve organizmaların ilişkilerini inceleyen ekolojiyi, biyolojinin ana dalları olarak kabul eder.
Konu başlıkları[gizle] |
Etimoloji [değiştir]
Biyoloji kelimesi, Yunanca hayat anlamına gelen βίος (bios)'la, 'incelemesi' anlamına gelen λόγος (logos)'un, birleşmesiyle oluşmuştur. Göründüğü kadarıyla kelime, günümüzde kullanılan anlamıyla ilk defa, Gottfried Reinhold Treviranus'un Biologie oder Philosophie der lebenden Natur'unda (Biyoloji yada yaşayan Doğanın Felsefesi) (1802) ve Jean-Baptiste Lamarck'ın Hydrogéologie'sinde (Hidroloji) (1802) kullanılmıştır. Kelimenin kendisi ise 1800'de Karl Friedrich Burdach'a atfedilse de, kelime Michael Christoph Hanov'un 1766'da basılan Üçüncü Cilt'inde, Philosophiae naturalis sive physicae dogmaticae: Geologia, biologia, phytologia generalis et dendrologia başlığıyla yer bulmuştur.
Tarihi [değiştir]
Biyolojinin tek bir bilimdalı olarak ortaya çıkması 19. yüzyılda olmuşsa da, biyolojik bilimlerinden, tıp gelenekleri ve doğa tarihiyle ilgili olanlarının izi Greklere kadar sürülebilir. Rönesans ve Keşif Çağı'nda, deneyciliğin tekrar revaçta olması, bilinen organizmaların sayısının da hızla artmasıyla, biyolojik düşünceyi geliştirdi; Vesalius, fizyolojideki dikkatli gözlemin artmasını başlattı ve Carolus Linnaeus, Georges-Louis Leclerc, Comte de Buffon gibi adamlar hayatın çeşitliliğini anlamak, fosil kayıtlarında bulunmak ve organizma davranışlarını incelemek adına kavramsal çalışmalar başlattı. Mekanik felsefenin güçlenmesiyle doğa teolojisinin önem kazanması da doğa tarihinin gelişmesi açısından bir etkide bulunmuş olabilir.
18. yüzyılda, biyolojinin çoğu dalı - botanik, zooloji ve jeoloji - profesyonelleşmeye başladı ve bu bilimsel anlamda bir dal olmaları yolundaki adımları hızlandırdı. Ancak yine de 1800'lerin sonuna kadar bu işlem tamamlanmadı. Antoine Lavoisier ve diğer fizikçiler, fiziksel ve kimyasal teorilerle hayvansal ve hayvansal olmayan âlemleri birleştirmeye başladı. 19. yüzyıla doğru gidildikçe, Alexander von Humboldt gibi kâşif-doğacılar, organizmaların aralarındaki ilişkileri ve bu ilişkilerin bulundukları ortama göre nasıl farklılık gösterdiklerini inceleyerek biyocoğrafya, ekoloji ve etoloji gibi bilimdallarını başlattı. Çoğu doğacılar, organizmaların değişmediği fikrini reddetmeye başlayıp soy tükenmesi ve türlerin değişebilmesi gibi fikirlere sıcak bakmaya başladı. Embriyoloji ve paleontoloji gibi yeni alanlarla bu tarz tutumlar birleşince Charles Darwin'in doğal seleksiyon yoluyla meydana gelen evrim teorisi ortaya çıktı. 19. yüzyılın sonu; hayatın kaynağı ve hastalıklara mikroorganizmaların neden olması konularında tartışmalar, sitoloji, bakterioloji ve fizyolojik kimya gibi alanlara şahitlik yaptı. Ancak yine de kalıtım konusu tamamiyle bir gizemdi.
20. yüzyılın başında, Gregor Mendel'in çalışmaları, Thomas Hunt Morgan ve öğrencileri tarafından genetiğin hızla gelişmesini sağladı. 1930'lara gelindiğinde nüfus genetiği ve doğal seleksiyonun birleşimi, modern evrim sentezinin ve evrim biyolojisinin ortaya çıkmasını sağladı. Özellikle de James D. Watson'la Francis Crick'in DNA'yı 1953'te keşfetmesinin ardından birçok dal gelişti. Genetik kodun kırılmasının ve merkezi dogmanın (central dogma) kurulmasının ardından, biyoloji; ekoloji, etoloji, [[sistematik] paleontoloji, evrimsel biyoloji, gelişim biyolojisi ve diğer organizmalarla ilgili dalları kapsayan organizma biyolojisi ile hücre biyolojisi, biyofizik, biyokimya, nörobiyoloji, immünoloji ve birçok benzer dalı kapsayan moleküler biyoloji olarak ikiye ayrıldı. 21. yüzyılın başına gelindiğinde bu kadar ayrı parçanın oluşturduğu karışıklık ve anlaşmazlık geçmeye başladı. Organizmal biyologlar moleküler teknik ve fikirlere, moleküler biyologlar da genler ve doğal çevre arasındaki fikirlerle genetik kalıtımla ilgili fikirlere önem vermeye başladı.
Biyolojinin İlkeleri [değiştir]
Biyoloji, bilgiye ulaşmak için bilimsel methodu kullanır. Bilimsel teoriler, bilimsel gözlemlere dayanır ve bu teoriler, yeni araştırmalarla bazen geliştirilirler. Bilimsel teoriler aynı zamanda, daha gözlenmemiş bir fenomenin tahmin edilebilmesi için de kullanılabilirler. Biyolojik sistemler, bazen sistematik olarak modellenirler; ancak yine de - diğer bilim dallarında da olduğu gibi - teoriler sadece matematik kullanarak açıklanmazlar.
Biyolojik bilimler, birkaç temel ilkenin altında toplanılabilirler: evrensellik, evrim, çeşitlilik, devamlılık, genetik, homeostasis, ve etkileşimler.
Evrensellik [değiştir]
Organizmalar; görüntüde, doğal ortamında ve davranışlarında fazlaca farklılık göstermelerine rağmen, aslında tüm canlılar bazı evrensel temelleri paylaşırlar. Bütün canlı yaşamının karbon bazlı bir biyokimyası vardır: Karbon, tüm canlıları oluşturan temel yapı taşıdır. Aynı şekilde, su da, temel çözendir. Dünya'daki tüm organizmalar, genetik bilgiyi depolamak için DNA ve RNA-bazlı mekanizmalar kullanırlar. Bir diğer evrensel ilke ise, virüslerin dışındaki tüm canlıların hücrelerden oluştuğudur. Aynı şekilde, tüm organizmalar, benzer büyüme süreçleri geçirirler.
Tüm bu sayılanlar, Dünya'daki tüm organizmalar için geçerli olsa da, teoride alternatif bir yaşam türü de varolabileceğinden, bilimadamları, alternatif bir biyokimyayı araştırmaktadırlar.
Evrim [değiştir]
- Ana madde: Evrim
Biyolojideki temel düzenleyici içerik, tüm canlıların aynı kökten gelip, değişik süreçler sonrasında değişip geliştiğini savunan evrimdir. Burada, yukarda da anlatılan, canlılar arasındaki etkileyici benzerliklere yol açar. Charles Darwin, evrimin sürmesine sebebiyet veren doğal seleksiyonu açıklayarak, evrimi, geçerli bir teori olarak kılmıştır (Alfred Russel Wallace'ın bu içeriğin keşfedilmesinde büyük rol oynadığı da belirtilmelidir). Modern sentez teorisinde, genetik çeşitlilik de bu mekanizmada önemli rol oynar.
Bir türün, ürediği tür hakkındaki bilgileri, onların özelliklerini ve türün son halinin diğer türlerle ilişkisini inceleyen bilim dalına filogeni denir. Biyolojiye birbirinden farklı birçok yaklaşım türü, filogeniyi ilerletir: Moleküler biyoloji, DNA zincirlerinin karşılaştırılmalarını yaparken fosillerin karşılaştırmalarını da paleontoloji yapar. Bilimadamları, evrim ilişkilerini, birkaç metodla inceleyip düzenlerler. Bu metodlar; filogenetik, fenetik ve kladistik olarak üç dalda toplanılabilir.
Evrim teorisi, Darwin ve Wallace tarafından açıklanmasından beri, bu fikir, sonuçlara yada açıklamalara karşı olanlar tarafından sürekli kötülenmiştir. Genellikle, bu açıklamaların karşısında dini açıklamalar kullanılmıştır. Ancak, profesyonel biyologların nerdeyse hepsi, evrim teorisinin kullanılabilir ve geçerli bir teori olduğunu kabul etmişlerdir.
Çeşitlilik [değiştir]
Sistematik ve taksonominin ilgi alanı olan sınıflandırma, birbirinden farklı yöntemler izler. Taksonomi, organizmaları, taxa adı verilen gruplarda sınıflandırırken, sistematik, organizmaların birbirleriyle ilişkilerini inceler. Bu bilim dalları, kladistik ve genetik dallarında da geliştirmişlerdir.
Geleneksel olarak, canlılar beş büyük aleme bölünürler:
Ancak, çoğu bilimadamı, bu sistemi demode bulmakta ve de modern alternatifler getirmektedirler. Modern sistemler, üç-âlemli bir sistem kullanırlar:
Bu âlemler, hücrelerin çekirdeklerinin olup olmamasına ve hücrelerin iç yapılarının farklılıklarına göre bölünmüştür.
Aynı zamanda, metabolik anlamda, daha az canlı olan bazı hücreiçi parazitler de biyolojide ayrı bir alem olarak incelenirler:
Daha da ileri gidildiğinde, bütün âlemler, tüm türler ayrı ayrı sınıflandırılıncaya kadar bölünürler. Bu sıralama, şu sırayla gider: Âlem, Filum, Sınıf, Takım, Cins, Tür ve Alt türdür. Bir organizmanın bilimsel adı, onun cinsi ve türüne göre belirlenir. Mesela, insanlar Homo sapiens olarak adlandırılırlar. Homo cinsi, sapiens ise türüdür. Bilimsel isimleri yazarken, organizmanın cinsinin ilk harfini büyük yazıp türünü küçük harflerle yazmak gerekir. Ayrıca tüm adın da yana yatık yazılması bir kuraldır. Sınıflandırma için kullanılan terim, taksonomidir.
Devamlılık [değiştir]
19. yüzyıla kadar, yaşamsal formların bazı şartlarda aniden ortaya çıkabileceği düşünülüyordu. William Harvey, bu yanlış kavramı, "tüm yaşam bir yumurtadan gelir" (Latince'de Omne vivum ex ovo) sözüyle düzeltmiş ve modern biyolojinin temellerini atmıştır. Kısaca anlatmak gerekirse, bu söz, hayatın bir kaynaktan kırılmayan bir devamlılıkla geldiğini söyler.
Aynı ataya sahip birkaç organizma benzer özellikler gösterirler. Dünya'daki tüm organizmalar, ortak bir atadan yada ortak bir gen havuzundan gelirler. Tüm dünyanın en son ortak atasının 3.5 milyar yıl önce ortaya çıktığı düşünülmektedir. Biyologlar, genetik kodun evrenselliğini; bacteria, archaea ve eukaryotun hepsinin aynı atadan geldiğinin önemli bir kanıtı olarak düşünmektedirler.
Homeostasis [değiştir]
Homeostasis (denge), açık bir sistemin, bağlantılı kontrol mekanizmaları tarafından kontrol edilen dinamik eşitlikler aracılığıyla, kendi iç ortamının sabit bir hal sağlayabilmesidir. Tek hücreli yada çok hücreli tüm organizmalar, homeostasis gösterir: Hücresel düzeyde pH değerinin ayarlanması, organizma düzeyinde vücut sıcaklığının sabit tutulması ve ekosistem düzeyinde bitkilerin karbondioksit fazlalığında daha hızlı büyümesi buna örnek olarak gösterilebilir. Doku ve organlar da homeostasis sergilerler.
Etkileşimler [değiştir]
Herşey diğer organizmalar ve çevreyle etkileşim içersindedir. Biyolojik sistemleri incelemenin bir zor kısmı da, incelenen organizmanın diğer faktörlerle çok sayıda etkileşim içersinde olmasıdır. Mikroskobik bir bakterinin lokal şeker eğimine tepkide bulunması, aslında, bir aslanın Afrika savanasında yemek aramasından farklı değildir. Herhangi bir tür için, davranışlar; agresif, yardımcı, parazitsel yada simbiyotik olabilir. İşler, herhangi bir ekosistemde, birden fazla tür etkileşime girdiğinde karışır. Bu türdeki çalışmalar, ekolojinin çalışma alanındadır.
Çalışma alanları [değiştir]
Biyoloji o kadar büyük bir araştırma sahası haline gelmiştir ki, genellikle bir dal olarak değil de, birbirine geçmiş birçok alt dal olarak görülür. Bu madde, dört ana grubu incelemektedir. İlk grup; hücre, gen, vb. temel yapı taşlarını inceleyen dallardan oluşmaktadır. İkincisi; doku, organ ve vücut düzeyindeki yapıları inceleyen dallardan oluşmaktadır. Üçüncüsü, organizmalar ve onların geçmişlerini incelerken, sonuncusu da onların etkileşimlerini inceler. Bu sınırların, gruplamaların ve açıklamaların sadece biyolojik araştırmanın basitleştirilmiş bir betimlemesi olduğu unutulmamalıdır. Gerçekte, bu dallar arasındaki sınırlar belirli değildir ve birçok dal, birbirinin yöntemlerini kullanırlar. Mesela, evrimsel biyoloji, DNA zincirlerini belirlemede moleküler biyolojiden fazlaca etkilenir. Başka bir örnek vermek gerekirse, fizyoloji, organ sistemlerinin görevlerini açıklarken hücre biyolojisinden oldukça yararlanır. Bunun dışında, etiyoloji ve karşılaştırmalı psikoloji, hayvan davranışlarının incelenmesi ve düşünsel özelliklerini incelemesiyle biyolojinin sınırlarını genişletirler. Nitekim, evrimsel psikoloji, psikolojinin de bir bioloji dalını savunmaktadır.
Hayatın yapısı [değiştir]
Moleküler biyoloji, biyolojinin moleküler düzeyde yapılanıdır. Genetik ve biyokimya başta gelmek üzere, bu dal, birçok dalla iç içe geçmiştir. Moleküler biyolojinin ilgi alanı hücrenin değişik sistemleri - DNA, RNA ve protein sentezini de kapsayarak - ve bu etkileşimlerin nasıl kontrol edildiğidir.
Hücre biyolojisi ise hücrenin fizyolojik, davranışsal - etkileşimleri ve hareketleri de dahil - özelliklerini inceler. Bu işlem, hem mikroskobik hem de moleküler düzeyde yapılır. Hücre biyolojisi, hem bacteria gibi tek hücreli hem de insan gibi çok hücreli organizmaları inceler.
Hücre oluşumu ve görevinin anlaşılması, tüm biyolojik bilimler için hayati değer taşır. Hücre türleri arasındaki benzerlik ve farklılıkların ortaya çıkarılması ise özellikle hücresel ve moleküler biyolojinin konusudur. Bu farklar ve benzerlikler, birleştirici bir fikir oluşturmada kullanılırlar.
Genetik, genlerin, kalıtımın ve organizmaların değişkenliğinin bilimidir. Modern araştırmalarda, belirli bir genin ne işe yaradığı konusunda önemli bilgiler verir. Genetik bilgi, genellikle, DNA moleküllerinin kimyasal yapılarının ifade edildiğikromozomlarda taşınır. Genler, protein sentezi için gerekli bilgiyi kodlarlar. Dolayısıyla da bir bireyin fenotipinin belirlenmesinde büyük görev alırlar.
Gelişim biyolojisi, organizmaların büyüyüp gelişmesini inceler. Embriyolojiden ortaya çıkan bu dal, hücre büyümesinin genetik kontrolünü, hücresel farklılaşmayı ve değişimi inceler. Gelişim biyolojisinde kullanılan model organizmalardan bazıları Caenorhabditis elegans, Drosophila melanogaster, Brachydanio rerio, Mus musculus ve Arabidopsis thaliana'dır.
Organizmaların fizyolojisi [değiştir]
Fizyoloji, tüm yapıların birlikte nasıl çalıştığını anlamaya çalışarak, organizmaların mekanik, fiziksel ve biyokimyasal süreçlerini inceler. "Yapıdan göreve" anlayışı, biyoloji için çok önemlidir. Fizyolojik çalışmalar genellikle, bitki fizyolojisi ve hayvan fizyolojisi olarak ikiye ayrılırlar; ancak fizyolojinin ilkeleri evrenseldir ve her tür organizma üzerinde incelenilebilir. Mesela, maya hücresi hakkında öğrenilen bir özellik, insan hücresi üzerinde de incelenilebilir. Hayvan fizyolojisi, insan fizyolojisinin method ve araçlarını insan olmayan türlere taşır. Bitki fizyolojisi bile, bu türlerden bazı fikirleri ödünç alır..
Anatomi, fizyolojinin önemli bir dalıdır ve sinir, bağışıklık, hormon, dolaşım ve solunum gibi organ sistemlerini inceler. Bu daldan öğrenilenler, tıbbın nöroloji ve immünoloji gibi dallarına büyük yarar sağlar.
Organizmaların çeşitliliği ve evrimi [değiştir]
Evrimsel biyoloji, organizmaların zamanla değişmeleri de dahil, onların kökleriyle ilgilenir ve birçok taksonomiyle ilintili bilimadamını bünyesinde bulundurur. Mesela, genellikle belirli bir organizma hakkında eğitim almış - mammaloji, ornitoloji yada herpetoloji gibi - birçok bilimadamını içine alıp, evrim hakkındaki daha genel sorulara cevap arar. Evrimsel biyoloji, fosil kalıntılarını inceleyerek evrimin hızı ve türünü inceleyen paleontoloji üzerine kurulmuştur. 1990larda, daha önceden modern sentezden dışlanmış olan gelişim biyolojisi, evrim biyolojisinin sahasına, evrimsel-gelişimsel biyolojinin çalışmalarıyla tekrar girdi. Evrimsel biyolojiyle alakalı dalların bazıları; filojenetik, sistematik ve taksonomidir.
Taksonomik açıdan ilintili iki büyük geleneksel bölüm, botanik ve zoolojidir. Botanik, bitkilerin bilimidir. Bu bilimdalı, bitkilerin gelişim, üreme, metabolizma, gelişim, hastalık ve evrimlerini inceleyen birçok daldan oluşmaktadır. Zooloji ise hayvanlarla ilgilidir. Bu bilim dalı, anatomi ve embriyolojinin dalları olan fizyolojiyi de kapsar. Hayvanların ve bitkilerin genel genetik ve gelişimsel mekanizmaları; moleküler biyoloji, moleküler genetik ve gelişim biyolojisi altında yapılır. Hayvanların ekolojisi ise davranışsal ekoloji ve diğer dallarla incelenilir.
Hayatın sınıflandırılması [değiştir]
Çoğunlukla kullanılan sınıflandırma sisteminin adı, rütbe ve iki isim içeren "Linnaean taksonomi"dir. Organizmaların isimlendirilmesi ise "International Code of Botanical Nomenclature (ICBN)", "International Code of Zoological Nomenclature (ICZN)", "International Code of Nomenclature of Bacteria (ICNB)" gibi uluslararası anlaşmalarla yapılır. Bu üç alandaki isimlendirmeyi standart haline getirmeye çalışan Draft BioCode 1997'de yayımlansa da resmi olarak kabul görmeyi beklemektedir. "International Code of Virus Classification and Nomenclature (ICVCN)" ise BioCode'un dışında kalmaktadır.
Organizmaların etkileşimleri [değiştir]
Ekoloji, yaşayan organizmaların dağılım ve sıklığıyla birlikte organizmaların aralarındaki ve çevreleriyle ilişkilerini de inceler. Bir organizmanın çevresi, hem onun doğal ortamını hem de iklim ve jeoloji gibi abiotik faktörlerin toplamını kapsar. Ekolojik sistemler, birçok düzeyde incelenirler: birey (individual), nüfus (population), topluluk (community), ekosistem (ecosystem) ve biyosfer (the biosphere). Tahmin edilebileceği gibi ekolojinin de birçok alt bilimdalı vardır.
Etiyoloji, hayvan davranışını (özellikle de primatlar ve canidae familyaları gibi sosyal hayvanları) incelemekle beraber, bazen zoolojinin bir alt bilimdalı olarak görülür. Etyologlar, özellikle, davranışın evrimi ve doğal seleksiyon gözüyle davranışı anlamakla ilgilidirler. Bir anlamda, Charles Darwin ilk etyologtur ki kitabı The expression of the emotions in animals and men'le (Hayvan ve insanlarda duyguların gösterilmesi) birçok etyologu etkilemiştir. Biyocoğrafya, plaka tektoniği, iklim değişimleri, göç ve yer değiştirme gibi konulara özel bir yer vererek organizmaların Dünya'ya yayılışını inceler.
7/4/2007 | Kategori:Biyoloji | (0) | Baglanti
organikmaddeler
ORGANIK BİLEŞİKLER
KARBONHİDRATLAR:
A-Monosakkaritler:
Genel Özellikleri
1-Hücre zarından geçerler
2-Hidrolize uğramazlar
3-Kan ve doku sıvısında bulunurlar
4-Karbonhidratların yapıtaşlarıdır
5-Fotosentezin ilk ürünleridir
6-Hücrede depolanmazlar
7-Riboz ve deoksiriboz nukleik asitlerin yapısına katılırlar
8-Suda çözünürler
9-Protein ve yağlarla bileşik oluşturabilirler
10-Enerji verici olarak kullanılırlar
11-Yapılarında glikozit bağı bulunmaz
12-Benedikt çözeltisiyle ısıtılırsa kiremit kırmızısı renk verirler
Örn:Glikoz,Galaktoz,Fruktoz,Mannoz,Ksiloz,Arabinoz
B- Disakkaritler:
Genel özellikleri :
1-Hücre zarından geçemezler
2-Sindirim enzimlerinden etkilenirler
3-Bitki ve memelilerde depolanabilir-memelilerde laktoz bitkilerde sukroz
4-Suda çözünürler
5-Kanda bulunmazlar.Sütte bulunurlar
6-Yapısında glikozit bağı vardır
Örn:Maltoz,Laktoz,Sukroz
Glikoz + Glikoz ----------Mal toz + Su
Glikoz + Früktoz ----------Sukroz + Su
Glikoz + Galaktoz ----------Laktoz + Su
C- Polisakkaritler
Genel özellikleri:
1-Hücre zarından geçemezler
2-(n)kadar glikozun birleşmesinden oluşurlar.
3-Sindirim enzimleriyle hidrolize edilirler.
4-(n-1)kadar su harcanır.
5-Kanda bulunmazlar.
6-Hayvanlarda ve bakterilerde glikojen bitkilerde nişasta olarak depolanır
7-Selüloz bitkilerde çeper maddesi olarak kullanılır.
8-Bitki ve hayvanlarda sentezlenebilir.
9-Selüloz bazı tek hücreliler hariç diğer canlılar tarafından sindirilemez.
Çeşitleri:
1- Nişasta: Lügolle mavi renk verir.
2- Glikojen : lügolle kahve rengi verirler.
3- Selüloz: lügolle boyanmazlar.
4- Pektin
5- Kitin
a-Nişasta
Genel Özellikleri
1-N kadar glikozun dehidrasyon undan oluşur.
2-Olayda n-1 kadar H2O oluşur.
3-Olayda n-1 kadar glikoz bağı kurulur.
4-Bitkilerde depo karbonhidrattır.
5-Suda çözünmez.
6-Hücre zarından geçemez.
7-Sentezleri hücre içinde olur.
8-Hidrolizlerinde n-1 kadar su harcanır.
9-Hidrolizleri hücre içinde ve hücre dışında olabilir.
10-Lu gol ile mavi , mor rengi verir.
11-Amilaz enzimi ile maltoz a yıkılırlar.
12-Kanda görülmez.
b-Glikojen
Genel Özellikleri
1-N kadar glikozun dehidrasyon ile birlaşmesinden oluşur.
2-Olayda n-1 kadar H2O açığa çıkar.
3-Olayda n-1 kadar glikozit bağı kurulur.
4-Sentezleri karaciğer ve çizgili kas hücrelerin de gerçekleşir.
5-Hayvansal depo karbonhidrattır.
6-Suda çözünür.
7-Hücre zarından geçemez.
8-Sentezleri Hücre içinde gerçekleşir.
9-Hidrolizinde n-1 kadar su harcanır. Olay hücre içinde ve hücre dışında gerçekleşebilir.
10-Lu gol ile kahverengi rengini verir.
11-Kanda görülmez.
c-Selüloz
Genel Özellikler.
1-n kadar glikoz dehidrasyonu ile birleşmesinden oluşur.
2-Olayda n-1 kadar ters glikoz bağı oluşur.
3-Olayda n-1 kadar H2O açığa çıkar.
4-Sentezleri hücre içinde gerçekleşir.
5-Hayvanlarda bazı bakteriler ve birkaç omurgasız hariç hidroliz enzimleri bulunmaz.
6-Bitkilerde yapı karbonhidrattır. Hücre çeperini oluşturur.
7-Suda çözünmezler.
8-Lugol ile boyanmazlar.
Karbonhidratların görevleri
1) Canlılarda enerji verici madde olarak kullanılır.
2) Bitki , mantar ve bazı bakterilerin hücre çeperi esas maddesini oluşturur.
3) Hücre zarlarında protein ve yağlarla bileşikler oluşturarak tanımlayıcı ve tanıyıcı maddeler olarak görev yaparlar.
4) DNA , RNA , ATP , FAD , NAD gibi önemli organik maddelerin yapılarına katılırlar.
NOT : Hücrelerde kloroplast , levkoplast ,golgi aygıtı gibi organellerde sentezlenirler.
Reaksiyona göre : Hidroliz --------------- Hidrolaz
Oksidasyon -------Oksidaz
YAĞLAR:
Genel Özellikleri
1-Suda erimezler.
2-Eter , alkol , aseton gibi organik çözücülerde erirler.
3-C ve O oranından fazla olduğundan enerji verimide fazladır.
4-Hücre zarından geçemezler.
5-1 mol gliserol 3 mol yağ asidin dehidrasyon ile birleşmesinden oluşur.
6-Sentezlerinde 3 ester bağı kurulur.
7-Sentezlerinde 3 mol H2O açığa çıkar.
8-3 mol H2O ile hidrolize edilirler.
9-Yağların hidrolizi lipaz ile gerçekleşir.
10-Sudan III ile kırmızı renk verirler.
11-Bitki ve hayvan hücrelerinde depolanabilirler.
12-Hücre zarlarının esas yapısını oluştururlar.
Çeşitleri :
a-Nötral yağlar : Depo ve enerji verici olarak görev alır.
b-Fosfolipid : Hücre zarının temel maddesidir.
c-Glikolipit : Hücre zarı ve sinir hücrelerinde bulunur.
d-Steroidler : Vit-D , bazı hormonlar , safra tuzları , kolesterol , eterik yağ , kauçuk vb.. maddelerin oluşumunu gerçekleştirerek canlılar düzenleyici görev alırlar.
e-Kolesterol:Hayvanlarda hücre zarında ve derinin yapısında bulunur.
Diğer steroid lerin oluşumunda rol alır.
Yağların görevleri :
1-Enerji kaynağı olarak kullanılırlar.
2-Hücre zarı yapısına katılırlar.
3-Bazı hormonların yapısını oluştururlar.
4-A,D,E,K vitaminlerinin emilimini sağlarlar.
5-Isı kaybını önlerler.
6-Organ ve vücudu mekanik etkilerden korur.
7-Göç eden ve kış uykusuna yatan canlıların besin ve su (metabolik su ) kaynağıdır.
Vitaminler:
Özellikleri
1-Hücre zarından geçebilirler
2-Sindirim enzimlerinden etkilenmezler
3-Kanda görülürler
4-Vücudumuzdaki yaşamsal olayları denetlerler
5-Karaciğerde A ve Deride D vitaminleri (öncül maddelerden) üretilebilir
6-A-D-E-K vitaminleri yağda çözünür ve vücudumuzda biriktirilir
7-B-C vitaminleri suda çözünür vücudumuzda biriktirilmez. Vücudumuzda en çok eksikliği görülen vitaminlerdir.
8-Bazıları Işık bazıları ısıdan etkilenebilir.
9-İnsan A ve D vitamini hariç diğer vitaminleri dışarıdan hazır olarak almak zorundadır
10-Yeterli gün ışığı almayan bölgelerde D vitamini yetersizliği görülür
PROTEİNLER:
Genel Özellikleri
1-N(Aminoasit)’in dehidrasyonu ile birleşmeleri ile oluşur.
2-Yapımında en az 1 çeşit aminoasit bulunur.
3-Yapımında en çok 20 çeşit aminoasit bulunur.
4-Sentezlerinde n-1 kadar H2O açığa çıkar.
5-Hücrede ribozom larda sentezlenir.
6-Hücrelerde kullanılan karakter çeşidi kadar protein bulunur.
7-Hidrolizinde n-1 kadar H2O açığa çıkar.
8-Yapısında n-1 kadar peptid bağı bulunur.
9-Globülar (küresel) proteinler enzimler ve hormonlar suda çözünür. Lifli proteinler hücre zarı kes ve derideki yapısal proteinler suda çözünmez.
10-Biuret çözeltisi ile mor renk , nitrik asit ile sari renk verirler.
11-Hücre zarından geçemezler.
12-Kan ve doku sıvısında bulunurlar.
13-Her canlının proteini kendine özgüdür. Ancak canlılarda kullanılan ortak proteinlerde vardır. ÖRN : Solunum enzimleri
14-Benzer proteinlerde amino asitlerin sayısı , dizilişi , sırası ve tekrarlanışı aynıdır. Farklı proteinlerde farklıdır.
15-Yapısında peptid , hidrojen bağı ve disülfit bağları vardır.
Amino asitler
Genel Özellikleri
1-Suda çözünürler.
2-Hücre zarından geçerler.
3-Sindirim enzimlerinden etkilenmezler.
4-Molekül er yapıları:
H
|
H2N-- C--COOH
|
R
5-Bütün amino asitlerde değişen sadece radikal gruptur.
6-A.asitlerin amino grubu asit, karboksil grubu baz özelliktedir. Bu nedenle 7-Kuvvetli asitler karşısında baz, kuvvetli bazlar karşısında asit gibi davranır.
8-Kanda ve doku sıvısında bulunurlar.
9-Peptid bağları :A.asitlarin amino grubu ile karboksil grupları arasında kurulur.
Protein çeşitliliğinin nedenlerini belirleyen etkenler :
a) Amino asit sayısı.
b) Amino asitlerin çeşidi .
c) Amino asitlerin dizilişi.
d) Amino asitlerin tekrarlanışı.
e) Amino asitlerin birbirlerine oranı.
Proteinler DNA’daki kalıtsal şifreye göre sentezlenir. Bu şifre proteinin amino asitlerinin sayısı , sıralanışı dizilişi ve tekrarlanışını belirler. Amino asitlerin birinin sayısı sırası değişirse farklı proteinler ortaya çıkar. Kalıtsal bilgideki değişmeler proteinlerde de değişmeye yol açar.
ler proteinlerde de değişmeye yol açar.
Proteinlerin ilk sentezlendiklerinde sahip oldukları primer yapı fonksiyonel değildir. Primer yapıda oluşan zayıf hidrojen bağları ile protein boyut kazanarak fonksiyonel olan sekonder , tersiyer ve kuaterner yapılar oluşur.
Zayıf hidrojen bağlarının yüksek ısı , asit , yüksek basınç gibi etkilerle bozulmasına dolayısı ile fonksiyonun kaybedilmesine neden olur. Bu yapının bozulması olayına denaturasyon adı verilir.
Proteinlerin Görevi
1-Yapısal görevi : Hücre zarı , organel , kas hücrelerinde aktin miyozin flamentleri gibi yapıları oluşturur.
2-Enzim görevi : Biyokimyasal reaksiyonları katalizler.
3-Taşıma görevi : Hemoglobin vücutta O2 ve CO taşır.
4-Tanıma görevi : Hücre zarındaki özel proteinler moleküllerin tanınıp hücreye alınmasında rol oynar.
5-Hormonal görev : Hormonların yapısını oluşturarak vücutta yaşamsal olayların düzenlenmesinde rol oynar.
6-Savunma görevi : Antikorlar halinde vücudun savunmasında rol alır.
7-Enerji kaynağı : Gereksinim duyulduğunda enerji kaynağı olarakta kullanılır.
8-Osmotik basıncın korunmasında : Kanda bulunan proteinler kan ile doku sıvısı arasında osmotik basıncın ayarlanmasını sağlayarak madde alış verişinde rol oynar.
9-Dokularda fonksiyonel yapı olarak : Kaslarda aktin ve miyozin , bağ dokusunda fibroblastların oluşturduğu lifler , sinir dokusunda nöronlar.
10-Akseptör olarak : Klorofil ve ışık akseptörleri .
11-Koruma : Yılan zehiri gibi.
ENZİMLER :
Canlılarda Hücrede gerçekleşen biyokimyasal reaksiyonlar dış ortamdaki reaksiyonlara göre
a) Daha hızlı
b) Düşük ısıda
c) Dar PH derecesinde gerçekleşir.
Hücredeki biyokimyasal reaksiyonların gerçekleşmesini sağlayan biyolojik katalizör olan enzimlerdir.
Enzimlerin görevleri
1) Reaksiyon hızının canlı için yeterli olması
2) Reaksiyonun başlaması için gerekli aktivasyon enerjisinin düşürülmesi
3) Reaksiyon oluşurken açığa çıkan enerjinin canlıya zarar vermeyecek düzeyde tutulması
Enzim çeşitleri :
a) Basit enzimler : Sadece proteinden oluşmuş enzimler . ÖRN: Bütün sindirim enzimleri , üreaz
b) Bileşik enzimler : Protein olan esas kısım ve protein olmayan organik veya inorganik yardımcı kısımlardan meydana gelir.
Protein kısım = Apoenzim
Yardımcı kısım = Organik ise koenzim(vitaminler)
İnorganik ise kofaktör(Ca,K,Na) Apoenzimle koenzim (kofaktör) ‘in oluşturduğu yapıya holo enzim denir.
Enzimlerin genel özellikleri:
1-Her enzim özel bir substratı etkiler.
2-Substratın yüzey artışı enzim etkinliğini artırır.
3-Her enzim özel bir kofaktör (koenzim) le çalışır.
4-Bir kofaktör (koenzim) birden çok enzimin yardımcı kısmı olabilir.
5-Her hücre kendi enzimini kendi üretir.
6-Her hücrede kimyasal reaksiyon çeşidi kadar enzim çeşidi vardır.
7-Enzimler reaksiyonları hızlandırırlar veya yavaşlatırlar.
8-Enzimler tepkimeden değişmeden çıkarlar. (harcanmazlar) ve tekrar tekrar kullanılırlar.
9-Enzimler hücre dışında da etkendirler.
10-Enzimler protein yapıdadırlar. Proteinlerin yapısını bozan her şey (PH, Isı vb.) enzimin yapısını da bozar.
11-Enzimatik reaksiyonlar çift yönlüdür.
12-Enzimler belirli bir PH değerinde aktifleşirler. ÖRN: Pepsin , PH=2 , Tripsin PH=8,5
13-Her enzim bir gen tarafından kontrol edilir.
14-Enzimler tek veya takımlar halinde çalışırlar.
15-Bazı enzimler inaktif olarak üretilir. Aktivatörlerle aktif hale getirilir.
HCI
ÖRN : Pepsinojen -------------- Pepsin
(inaktif) (aktif)
16-Bazı maddeler (metal iyonları ve zehirler) enzimlerin aktif bölgeleri ile birleşip onları etkisiz hale getirir.
17-Birleşik enzimlerde substratı tanıyan protein kısmıdır. Bağlanma ve etkinlik ise kofaktör (koenzim) ile gerçekleşir.
Enzimlerin Çalışmasına Etki Eden Faktörler :
1- Ortam Isısı :
a) Düşük Isı : Kinetik enerji azalır. Reaksiyon yavaşlar.Dönüşümlüdür.
b) Yüksek Isı : Enzimlerin protein olan yapısını bozar.Dönüşümsüzdür.
2- Ortam PH ‘ ı : Asitler ve bazlar enzimlerin hızını yavaşlatır.
Enzimlerin en etkin olduğu PH değeri 7 dir.
a) Enzimin yapısını bozarlar.
b) Substratın yapısını bozarlar.
c) Enzim koenzimin (kofaktör) ayrışmasına neden olurlar.
d) Enzimle substrat arasına girerek birleşmeye engel olurlar.
Ancak bazı enzimler farklı PH derecesinde aktif olurlar.
ÖRN : Pepsin ------------- PH = 2
Tripsin --------------PH = 8,5 gibi
3- Enzim miktarı:Belli oranda substrat bulunan ortama enzim ilave edildikçe reaksiyon hızlanır ve en hızlı noktada substrat bitince reaksiyon durur.
<<Önceki Sayfa
|
1
/
32
|
Sonraki Sayfa>>

